İlk defa bir 23 Nisan'da üzerimizde bu kadar baskı hissediyoruzdur belki de.
Son zamanlarda herkesin üzerinde dolaşan o kara bulutlar, tahmin edersiniz ki benim üzerimde de dolaşıyorlar. Kapana kısılmış gibi hissetiğimdendir belki de. COVID-19 virüsüyle savaşırken evlere kapandık. "Kapandık" kelimesi biraz haksızlık gibi geliyor aslında. Özgürlüğümüzün kapısını hafifçe ittirip, o aralıktan bakıyor da olabiliriz.
Peki içi çocuk kalanlar hala burada mı? N'olacak bizim bayramımız? "Deliye her gün bayram" derler ya. Şu son zamanlarda herkes birazcık delirmiş olabilir galiba.
Balkonlara çıkmaktan kimseye zarar gelmez diye düşünüyorum. Hadi çıkalım bu bayram, balkonlara. Asalım bayraklarımızı, balonlarımızı. Önce 1 dakikalık saygı duruşu, ardından İstiklal Marşı ve kapanış. Hayır hayır kapatmayalım biz! Bağıralım, gülelim, eğlenelim. Bakalım biraz da birbirimize. Bu bayram hepimizin bayramı.
Hepimiz deli değil miyiz sonuçta?
Sadece Tek Tık 🍀
İçimde savaştığım duygularım. En güçlü ve en duygusal düşüncelerim. Bu blog sayfasına kendimi yazıyorum. Ulaşabildiklerimi ve gördüklerimi birebir sizlere sunuyorum... "Ruhunu görebildiğimde, gözlerini de çizeceğim."
22 Nisan 2020 Çarşamba
17 Nisan 2020 Cuma
Lucifer
Bir şeytana ne kadar güvenebiliriz?, Şeytanda bir şeyler hissedebilir mi? Neden bu soruların cevabını hem öğrenip hemde çerezlik diye hitap ettiğimiz o diziyi izlemeyelim ki?
COVID-19 virüsü nedeniyle evlerde kalmamız gereken bir dönemden geçmekteyiz, ne yazık ki! Ama bu durumu artı bir duruma da dönüştürebiliriz tabii ki. Pek çok insan bu dönemde derslerine yoğunlaşsa da, diğer kısım eğlenmek istiyor gibi gözüküyor. Açıkçası ben bu iki kısmın ikisinide kapsamaktayım.
Pek çok kişi bu diziye başlamam hakkında tavsiye vermişti ve bende bu zamanı değerlendirebileceğimi düşündüm.
Lucifer, ilk başladığınızda "bu ne ya!" diyebileceğiniz bir dizi. Fakat bir iki bölüm ilerledikten sonra anlam veremediğim bir şekilde dizi sizi kendine bağlıyor. Hem izlemekten keyif alıyorsunuz, hem de "bitmesin ya!" diyebiliyorsunuz.
Dizinin konusuna gelirsek, Lucifer bir şeytan. Cehennemden kovuluyor ve dünyada yaşamını devam ettiriyor. Bir dedektifle şans eseri tanışıyor ve dedektif ise Lucifer'ın inanılmaz ikna etme kabiliyetini gördükten sonra O'nunla birlikte olayları çözebileceğini düşünüyor ve bu şekilde maceramız başlıyor.
Bir izleyin. Hoşunuza gidecektir...
COVID-19 virüsü nedeniyle evlerde kalmamız gereken bir dönemden geçmekteyiz, ne yazık ki! Ama bu durumu artı bir duruma da dönüştürebiliriz tabii ki. Pek çok insan bu dönemde derslerine yoğunlaşsa da, diğer kısım eğlenmek istiyor gibi gözüküyor. Açıkçası ben bu iki kısmın ikisinide kapsamaktayım.
Pek çok kişi bu diziye başlamam hakkında tavsiye vermişti ve bende bu zamanı değerlendirebileceğimi düşündüm.
Lucifer, ilk başladığınızda "bu ne ya!" diyebileceğiniz bir dizi. Fakat bir iki bölüm ilerledikten sonra anlam veremediğim bir şekilde dizi sizi kendine bağlıyor. Hem izlemekten keyif alıyorsunuz, hem de "bitmesin ya!" diyebiliyorsunuz.
Dizinin konusuna gelirsek, Lucifer bir şeytan. Cehennemden kovuluyor ve dünyada yaşamını devam ettiriyor. Bir dedektifle şans eseri tanışıyor ve dedektif ise Lucifer'ın inanılmaz ikna etme kabiliyetini gördükten sonra O'nunla birlikte olayları çözebileceğini düşünüyor ve bu şekilde maceramız başlıyor.
Bir izleyin. Hoşunuza gidecektir...
Bir Öğrencinin Günlüğü #4
Sakarya Üniversitesinde okuyan sıradan bir öğrenciyim. Fakat size söyleyebilirim ki öğrenci olmak özgürlük, eğlence, gençlik maceralarından çok daha fazlası. Ailesi maddi destek vermediği için kafelerde insanların ağız kokularını çekerek çoğu zaman derslere yetişemeyerek bir çok dersten kalan o öğrencilerden biriyim.
Çalışma hayatı güzel ve eğlenceli olabiliyor. Hele ki o paranın tadına vardığınız zaman maddi özgürlüğü hissedebiliyorsunuz. Tahmin edersiniz ki hem okuyup hem çalışmak zorunda kalmanın bunlarla hiçbir alakası yok.
Pek çok hayallerle geldiğimiz üniversiteye çoğu zaman kabus gözüyle bakabiliyorum. Çoğu zaman ise uykuyu, derslere tercih ediyorum. En kötüsü ise ebeveynlerin insanların yanında "ben kızımı/oğlumu okutuyorum." diyerek böbürlenmeleri herhalde.
Bu durunda olan ve beni anlayan yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca öğrencinin olduğunun farkındayım. Ama merak etmeyin her şey bittiğinde, hayat çok daha çekilebilir bir hal alacaktır. Ben buna inanıyorum. Ya da ben buna inanmayı tercih ediyorum...
4 Nisan 2020 Cumartesi
Bir Öğrencinin Günlüğü #3
"Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti!"
Öyle miydi cidden? Bir insan, bir insanın neyi olabilir, ne kadarı olabilir? Aşkın ne zaman gelebileceğini bilebilir miyiz? Beklememiz mi gerek, yoksa biz mi aramalıyız? Aşkın yaşı var mıdır? Yoksa aşk hurafelerden ibaret mi?
Aşkın veya sevginin her zaman, acısının bile güzel olduğunu düşünmüşümdür. Bir insan için ağlamak, üzülmek ya da sıkıntıya girmek, tahmin ettiğimizden çok daha önemli olabilir. Neye göre seçebiliriz ki sevgiyi? Bakışlarına, tenine, saçlarına ya da giyinişine göre mi? Bazı insanlar bilgisayarına aşıktır. Bazıları işine aşıktır. Belkide müziğe aşık olanlar vardır. Bilemiyorum. Bildiğim şeyler sınırlı. Belki bu konuda cahilimdir.
Ben O'nun kokusunu görebiliyorum, O'nun dilinden dökülen kelimelere dokunabiliyorum. O'nun gözlerindeki parıltıyı izleyebiliyorum. Saçlarındaki her bir teli sayabiliyorum. Dokunduğu her yerdeki titreşimleri tadabiliyorum. Bu da benim cahilliğim galiba. Ya da ben Superman'im. Yoksa deli miyim? Bir insan bunları yapabilir mi? Her bir hareketinde dansı görmem mümkün mü?
Bu satırları yazarken, küçük çocukların şeker bayramında topladıkları şekerleri yerken ki mutlulukları var yüzümde. Küçükken bisikletten düştüğümde annemin "bir şeyin var mı kızım?" diyerek yaklaşırken, çehresinde okuyabildiğim naiflikle yaklaşıyorum O'na. O'na ulaşmayı hedefleyen her bir adımda kirpiklerimin göz kapaklarımı yavaşça eğdiğini hissedebiliyorum.
Ben sevgiye dokunabiliyorum. Bu mümkün...
Öyle miydi cidden? Bir insan, bir insanın neyi olabilir, ne kadarı olabilir? Aşkın ne zaman gelebileceğini bilebilir miyiz? Beklememiz mi gerek, yoksa biz mi aramalıyız? Aşkın yaşı var mıdır? Yoksa aşk hurafelerden ibaret mi?
Aşkın veya sevginin her zaman, acısının bile güzel olduğunu düşünmüşümdür. Bir insan için ağlamak, üzülmek ya da sıkıntıya girmek, tahmin ettiğimizden çok daha önemli olabilir. Neye göre seçebiliriz ki sevgiyi? Bakışlarına, tenine, saçlarına ya da giyinişine göre mi? Bazı insanlar bilgisayarına aşıktır. Bazıları işine aşıktır. Belkide müziğe aşık olanlar vardır. Bilemiyorum. Bildiğim şeyler sınırlı. Belki bu konuda cahilimdir.
Ben O'nun kokusunu görebiliyorum, O'nun dilinden dökülen kelimelere dokunabiliyorum. O'nun gözlerindeki parıltıyı izleyebiliyorum. Saçlarındaki her bir teli sayabiliyorum. Dokunduğu her yerdeki titreşimleri tadabiliyorum. Bu da benim cahilliğim galiba. Ya da ben Superman'im. Yoksa deli miyim? Bir insan bunları yapabilir mi? Her bir hareketinde dansı görmem mümkün mü?
Bu satırları yazarken, küçük çocukların şeker bayramında topladıkları şekerleri yerken ki mutlulukları var yüzümde. Küçükken bisikletten düştüğümde annemin "bir şeyin var mı kızım?" diyerek yaklaşırken, çehresinde okuyabildiğim naiflikle yaklaşıyorum O'na. O'na ulaşmayı hedefleyen her bir adımda kirpiklerimin göz kapaklarımı yavaşça eğdiğini hissedebiliyorum.
Ben sevgiye dokunabiliyorum. Bu mümkün...
15 Mart 2020 Pazar
Genç Nesil ve Sosyal Medya
Yeni nesil bireylerinden olduğum için rahatlıkla söyleyebilirim ki göz önünde yaşamayı seviyoruz.
Genellikle lise ve yükseköğretim çağındaki bireyler hayatlarını, günlük yaşamlarını, gerekli ya da gereksiz gün yüzüne çıkarmaktan asla çekinmiyor hatta aksi bir şekilde bu durumdan çok keyif alıyorlar.
Popüler olmak veya takdir edilen, sevilen bir insan olmak herkesin hoşuna gider. Benim de hoşuma gittiği gibi. Fakat durum, özel hayatını tamamen paylaşma ihtiyacı hissetme boyutuna gelir ise ciddi sıkıntılara yol açabileceğini düşünüyorum. Hatta bu sıkıntılar gelişim sürecindeki bireylerin geleceğini etkileyebilecek yönde, karakter gelişiminde olumsuz yönler doğurabilir.
Sosyal medya platformları her konumdan, yaştan, karakterden insanların birbirlerini takip edebileceklerini sağlayan ve tüm kişisel bilgilerin apaçık bir şekilde tüm dünyaya sunulduğu aplikasyonlardır. Bu nedenle bireyin her anını paylaşması, karşı tarafın kendinde her yorumu yapması hakkını elde etmesini sağlar. Bu bir hak değildir tabii ki. Fakat insanoğlu değil mi?
Bu tür durumlar nefret söylemlerine, tacize yol açabileceği gibi diğer bir yandan ise etkilenebilen insanların intiharı gibi ciddi boyutlara taşınabilir.
Her insan, hatta çoğu insan bu kadar bilinçli değil ne yazık ki!
12 Mart 2020 Perşembe
Bir Ögrencinin Günlüğü #2
Nasıl bir hayat istiyoruz? Nasıl bir gelecek? Ne yapacağımıza karar verdik mi? İleride ne olacağız peki? Hiçbir sorunun cevabını verebilecek kadar büyüyemedik daha. Biz kimiz? Bu zamana kadar neler yaşadık? Kimlerle tanıştık? Kaç insan girdi hayatımıza? İlkokulda abur cubur aldığın kantinciyi tanıyor musun? Peki ya otobüste yer verdiğin o ihtiyarı?
Gözümü kapattığım zaman cevaplayamayacağım pek çok soru var. Kendimi tanıyabildiğimi düşünmüyorum. Kaç kez aşık olduğumu sandığımı hatırlayamıyorum. Ya da babamın benden nefret etmesindeki sebebi asla bilemeyeceğim. Aynadaki yansımama baktığım zaman dalıp kalıyorum. İmrendiğim hayatların, yaşamların aslında nasıl olduğunu bilmiyorum.
Sevgi istiyorum. İnsanları, hayvanları, bitkileri ve daha bir çok şeyi sevebilirim. Doğru sandığım gerçekleri kabul ederim. Ben bir insanım. Ama asla ne denli sevildiğime emin olamam. İnsanların duygularını ya da hislerini bilemem. Ya tüm söylenenler yalan ise? Ama severim. Sevmeliyim. Karşılık beklemeden, koşulsuzca. İnandığım şey bu. Emin olduğum ve bildiğim tek gerçeklik.
Kocaman bir kalbim var. Herkese yetebilecek sevgim var. Belki bu sevgi, üzüntüleri, yıpranışları, birikmişlikleri bitiremez. Ama hayatta inandığımız şeyler olmalı. Doğamız gereği buna muhtacız.
27 Şubat 2020 Perşembe
Bir Öğrencinin Günlüğü #1
Hayat bizi nerelere götürür dersiniz? Dostlarım, ailem dediğimiz insanlarla göl kenarında top oynarken bir de bakarız ki o aile ve dostlar yavaş yavaş gitmişler...
Belki de Boğaz'ın derin dalgalı sesine kulak verirken, bir yandan da Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün heykeline bakarak, O'nun çocuklara umutla bakışlarını izleriz...
Belki de bir bahar günü çekmişizdir arabamızı kumsal kenarına ve sadece düşünüyoruzdur...
Belki de yaz akşamlarından bir gün, eş dost ile Marmara Adası'nın en loş tatil mekanlarından birinde biramızı yudumluyoruzdur...
Ya da kim bilir, belki de sadece sanat sokaklarından birinde o duvar yazılarından birine takılı kalmışızdır...
Boşverin, biz galiba sadece müziğe kulak veriyor olabiliriz.
Belki de bu, o mahur bestelerdendir...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






